Tagler ‘kanser’

“Psiko-onkoloji hastaların tedaviye uyumunu artırıyor”

< ?php the_time(d); ?>< ?php the_time(M); ?>

Psiko-onkolog Pelin Erbil:  “Hastaların ve

ailelerinin kanserin beraberinde getirdiği

travmayı atlatıp psikolojik olarak iyileşmeleri

hastanın tedaviye uyumunu artırıyor”

 

Canımızı sıkan haberleri izlerken “Vallahi kanser olacağım” deriz. Bazen sevdiğimiz bir insan öyle bir canımız acıtır ki “Beni kanser edecek” deriz. Üzüntülerin bizi kanser ettiği ispatlanamamış olsa da kanserle karşılaşılınca ciddi bir yıkım yaşandığı biliniyor. Çağımızın hastalığının beraberinde getirdiği yıkımla mücadele yollarını, Türkiye’nin sayılı psiko-onkologlarından Uzman Psikolog Dr. Pelin Erbil’le konuştuk.

Psiko-onkoloji nedir?

1990’lı senelerin başlarında, Amerika’daki Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nde, Prof. Jimmie Holland başkanlığında temelleri atılan bir bilim dalıdır. Psiko-onkoloji kanserin hem hastada hem de yakınlarında neden olduğu ciddi psikolojik yıkımla baş etmede devreye giriyor. Hastanın psikolojik durumunu iyileştirdiğimiz için bağışıklık sistemi de güçleniyor. Bu da hastanın dışarıdan gelen mikroplara karşı daha dayanıklı olmasını sağlıyor. Psiko-onkoloji hastaların tedaviye uyumunu da artırıyor.

Kanser hastaları başlangıçta tedaviyi kabul etmiyor mu?

Kanser tanısını alan kişiler ilk önce şok yaşıyor. Son 15 senedeki gelişmelerle kanser kronik bir hastalık halini almış olsa da hâlâ toplumun algısında ölümü ve ağrıyı çağrıştıran bir hastalık. Kanserin toplum açısından algısı kanseri bir yaşam krizine, travmaya dönüştürüyor. Bu travma beraberinde inkarı, isyanı, öfkeyi getiriyor. Bu evrede hasta zaten hastalığı kabul etmiyor. Zamanla kabullenme yaşanıyor ve tedaviye de ancak o evreden sonra uyum sağlıyor.

“Acıma duygusuyla yaklaşmayın”

Hastaların kanseri kabullenmesini hızlandırmak mümkün mü? 

Kanser belirsizliklerle dolu bir hastalıktır. Hastanın zihninde “Acaba hangi tedaviyle en iyi sonucu alacağım, acı çekecek miyim, başkalarına muhtaç olacak mıyım, iyileşebilecek miyim?” gibi sorular dönüp duruyor. Ancak tedavi planı ortaya çıkıp, hasta durumu ve süreç hakkında tam anlamıyla, tüm açıklıkla bilgilendirilirse belirsizlikler ortadan kalkıyor. Böylece hasta tekrar geleceğe dair umutlar beslemeye başlıyor ve inkar mekanizması da çoğunlukla ortadan kalkıyor.

Diyelim ki bir kişi kanser olduğunu öğrendi ve size geldi. Böyle bir durumda bir psiko-onkolog olarak siz neler yapıyorsunuz?

Kanser hastalarıyla ve yakınlarıyla bireysel ve grup terapileri yaparak olumsuz düşüncelerini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. İnsanlar modern yaşamın koşturmacası içinde bazen duyguları olduğunu unutuyor, kendini ve ihtiyaçlarını fark etmeden bir makine, bir robot gibi yaşamaya çalışıyorlar. Aslında bunu çok hızlı giden vagonun rayından çıkmasına benzetiyorum. Kanser hayatlarına girdiğinde o vagonu tekrar rayına oturtmaları gerektiğini fark ediyorlar. Üstelik bazen o vagonu farklı bir renge boyamak istediklerinin veya vagonu yerleştirmek istedikleri rayın bambaşka bir ray olduğunun farkına varıyorlar çünkü öncelikleri, hayat hedefleri ve amaçları bir anda değişiyor. Onun için de kişinin kendisini tanıması, kendisine yeni hayat algısı ve anlamı oluşturmasında kişiye yardımcı oluyoruz.

Kanser hastalarının yakınlarına neler tavsiye ediyorsunuz?

Ailelerin kansere ve hastaya bakışı hastanın psikolojisini doğrudan etkiliyor. Örneğin hasta yakınları çok kaygılı olabiliyor. Kaygıyı hastalara da bulaştırabiliyorlar. Olumsuz düşünceleri varsa aile bireyleri bunları kendilerine saklamalı ve mümkün olduğunca umut verici konuşmalı. Ayrıca kişiye kesinlikle acıma duygusuyla yaklaşmamalılar. Hastalar tedaviden dolayı birçok şeyi yapamayabiliyor. Örneğin cinsellik düşünemeyecek noktaya gelebiliyor ve zaten kendisini yetersiz hissetmeye başlıyor. Hasta yakını da kişiye acıma duygusuyla yaklaşınca kişi kendisini iyice çaresiz hissediyor.

“Hastadan hiçbir şey gizlenmemeli”

Durumuyla ilgili gerçekler hastaya ne düzeyde söylenmeli?  

Hastadan durumuyla ilgili hiçbir şey gizlenmemeli. Kişi son günlerini yaşayacaksa bile bunu bilmeli ve nasıl geçirmek istediği onunla konuşulmalı. Son dönem hastalarında yapmak istedikleri şeyler paylaşılmalı. Bir erkek hastam vardı. Eşiyle evlenmeden önce bir evliliği daha olmuş ve bir çocuğu varmış. Belirli nedenlerle ilk eşini ve çocuğunu görmeme kararı almış. Yeni eşine de bu olayı hiç anlatmamış. Çocuğunu görmediği için eşinin onu yargılayacağını düşünmüş. Ömrünün son döneminde olduğunu öğrendiğinde bu bilgiyi eşiyle paylaşmak istedi. Yanımda eşine bu gerçeği anlattı. Eşi önce şoke oldu. Ardından “Ne yapmak istersin, onu da bilgilendirelim mi? Bu süreçte onunla da görüşmek istiyor musun?” diye sordu. “Evet, onu bulmama yardımcı olun” dedi. İkinci evliliğinden olan çocukları devreye girdi ve buldular. Kişi gerçekten çok rahatlamıştı.

 

 

Milliyet Gazetesi İyilik & Sağlık  |  Metin Uyar metin.uyar@milliyet.com.tr

 

 

 

 

 

Gebelikte kanser tanısı

< ?php the_time(d); ?>< ?php the_time(M); ?>

Gebelik bir kadının hayatında en mutlu dönemlerden biri olarak kabul edilir, ancak bu mutlu dönem bazi kişilerin hayatında kanser teşhisiyle beraber bir kabusa  dönüşür.

Son yıllarda gebelik sırasında görülen kanser teşhislerinde artış görülmektedir. İstatistiklere göre gebelik sırasında kanser görülme olasılığı 1000 gebelikten 1'de kanser teşhisidir. Gebelik sırasında  malign melanoma, lösemi, malign lenfoma, meme, yumurtalık, tiroid ve bağırsak kanserleri görülür.

Gebelik sırasında teşhis edilen kanser, hasta, eş ve yakınlar içinde büyük bir üzüntüyü ve beraberinde bir çok soruyu da gündeme getirir:

Teşhise rağmen gebeliğimi sonuna kadar sürdürebilecek miyim? Yoksa mecburi olarak gebeliğim sonlandırılacak mı?
Gebeliğim kanser tedavilerine engel olur mu?
Tedaviler ve hastalık doğacak çocuğu etkiler mi?
Gebelik ve kanser arasında bir bağlantı var mı?
Diğer kanser hastaları gibi tedavi edilebilecek miyim?
Tedavileri zamanında alamamam hastalığın ilerlemesine neden olur mu?
Doğumdan sonra çocukla nasıl ilgileneceğim?

Bu özel dönemde kanser teşhisinin koyulması ümitsizlik, çaresizlik, suçluluk duygusu, ölüm korkusu gibi duyguların yoğun olarak hissedilmesiyle beraber annelik sevinci, yeni aileye katılacak  bebeğin heyecanı, anneliğin gereklerini yerine getirip getiremeyeceğinin endişesi, duygulanımlar açısından ikilemlerin çok sık yaşanılmasına neden olur.

Sınırlı sayıda yapılan klinik çalışmalara göre gebelik sırasında kanser teşhisi koyulan kadınlarda diğer kanser popülasyonuna kıyasla 2 kat daha fazla depresyon tespit edilmiştir.  Depresif durum, suçluluk, üzüntü  ve ümitsizlik durumunu tetikleyen endişeli düşünceler çoğunlukla: gebeliğin normal süreç içerisinde sürüp sürdürülemeyeceği, gebelikten sonra süt verememenin çocukta yaratabileceği eksiklikler, hastalığın ileriki yıllarda çocukta çıkıp çıkmayacağına ait düşüncelerden kaynaklanır. Normal gebelik sırasında yaşanan üzüntülerin, anne-çocuk bağını etkilediği bilinmektedir, kanser deneyimi geçiren annelerin hem annelik duyguları hemde annelik görevlerine yaklaşımları hastalık geçirmemiş annelere oranla eksik – negatif yaşandığı tespit edilmiştir. Kemoterapiye bağlı olarak süt vermenin imkansızlaştığı düşüncesi annelik görevlerini yapamamanın getirdiği suçluluk duyguları, gebelik sonrasında ameliyat olma olasılığı ve/veya hastalığın tekrarlaması hastayı sürekli endişe  ve negatif düşünceler içerisinde olmasına neden olur.

Gebelik sırasında kanser teşhisi koyulan kadınların gebelik ve tedaviler süresince mutlaka psikolojik destek almaları gereklidir.

 


 

Kanserden sonra çalışma hayatına geri dönüş

< ?php the_time(d); ?>< ?php the_time(M); ?>

Psikoonkoloji alanında yapılan klinik çalışmalarda kanser tedavileri sırasında çalışma hayatlarına devam eden kişilerin, hastalıksız kişiler kadar üretken olabildikleri tespit edilmiştir. Tedavileri ve fiziki durumları müsait olan hastaların tedavi sırasında iş hayatlarına devam edebilmeleri hastalığın yaratabileceği “yaşam kesintisine” olanak vermez.

Kanser tedavilerini bitiren ve hastalık öncesinde çalışma hayatında aktif olan 10 hastadan 8'i tedavilerin bitiminde çalışma hayatına geri dönmeyi planlamaktadır.  Bu geri dönüş, hayatta yeni bir sayfanın açılması, hastalığın geride bırakılması, istekli bir eylem olmasına rağmen bazıları için beklenilen özellikte değildir. Sağlık durumunun imkan vermesi durumunda tedaviler sırasında veya sonunda çalışma hayatına başlama kişinin kendine güvenini arttıracaği gibi, hastalık öncesi kimliği ve yaşam seviyesini devam ettirme açısından yapılan büyük bir gayrettir.

(daha fazla…)

Palyatif dönemde aile desteği

< ?php the_time(d); ?>< ?php the_time(M); ?>

Hastasının bakımı üstlenen aile üyeleri özellikle, hastalarının son dönemlerini rahat, ağrısız ve huzur içerinde geçmesini istemektedirler. Bu dönemde özellikle manevi gereksinimler ön plana çıkmaktadır. Aile üyeleri olarak sevdiğiniz birinin kaybını düşünme kaygı ve sıkıntı yaratabilir. Bu nedenle hasta yakınlarının kayıp ve kayıp sonrası dönemde yapılacaklarla ilgili  bilgilendirilmeleri oldukça önemlidir.Hasta yakınları inançları doğrultusunda hastanın kaybını; huzura erme, çekilen acılardan kurtulma, tanrıya kavuşma ve hafifleme gibi farklı şekillerde yorumlayabilirler. Bu sürece hazırlık içerisinde, hasta yakınlarının inançları ve mikrokültürleri doğrultusunda hastaya veda etmesi, hastanın rahat ve huzur içerisinde acı çekmeden yaşamının sona ermesi aile üyeleri tarafından istenilen gereksinimlerdir.Ailenin ihtiyaçları:•Hastanın fiziksel bakımı ile ilgili sorunlara yönelik gereksinimler

(daha fazla…)

Kanser çiftler arası ilişkiyi bozar mı?

< ?php the_time(d); ?>< ?php the_time(M); ?>

Kanser ve diğer kronik hastalıklar hastanın olduğu kadar aile bireyleri ve bireylerle olan ilişkileride etkiler. Bir çok çalışma sonucuna göre hasta eşlerinin hastayla aynı oranda üzüntü ve endişe yaşadıkları tespit edildiği gibi; hasta ve eşler tarafından hissedilen üzüntünün birbiriyle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Yani eşlerden birinin duygusal reaksiyon vermesi diğer eşinde aynı reaksiyonu vermesine  neden olmaktadır.

Eşlerden birine kanser teşhisinin koyulmasını takiben diğer eşin 20-30% oranında psikolojik dalgalanmalar ve mizaç değişiklikleri yaşadığı tespit edilmiştir. Tanıyı takip eden 3 sene sonra eşler üzerinde yapılan kontrollerde meme kanserli kadınların eşlerinin hastalardan daha yüksek seviyede endişe ve depresyon yaşadıkları bulgulanmıştır ( Baider, Ever- Hadani,Goldzweig 2003; Foy&Rose 2001; Langer, Abrams &Syrjala, 2003).

(daha fazla…)



Pelin Erbil Sitesi içeriğinden izinsiz makale paylaşımı yapılmaması rica olunur.